e-Medrese

Kul Hakkını Korumak İçin İslam Fıkhında Alınan Önlemler

09.09.2020

Allah ile kul arasında hak

İnsanlar arasındaki kul hakkına geçmeden önce yaratan ile yaratılanın hakkından bahsetmek daha uygun olacaktır. Allah bizi eşref-i mahlûkat vasfı altında yaratarak bizden bazı görevler istemektedir. Bunlar arasından şunları sayabiliriz; Allah’a şirk koşmamak, belaya sabretmek, güzele şükretmek, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, hacca gitmek… Bunları yaptığımız takdirde Allah’a olan hakkımızı yerine getirmiş oluruz. Bunlar Allah ile kul arasında olduğu için İslam fıkhında bunları yapmayanların dünyada çekecekleri bedel ağırdır. Cezanın ağır olmasının asıl sebebi ise bu yaptığı haksızlığın bedelini ahirette daha fazla çekmemesi yatmaktadır. Ufak bir misal vermek gerekirse; “Yedi yaşındaki bir çocuğa namazı emredin. On yaşında hala kılmıyor ise dövün.” (Ebu Davud, Salat 26, 494). hadisi yerinde olacaktır.

İmam Nevevî’nin “Riyâzü’s-Sâlihîn” adlı meşhur hadis kitabının tövbe bahsinin başı şöyle başlar: Âlimler şöyle söylemektedirler: Her günahtan sonra tövbe gerekir. (Buradaki günahtan kasıt birinin hakkına girmek de olabilir. Zira günah bir şeyin hakkını vermemektir. Yani yapılagelen bir şeyi terk edip Allah’ın veya insanların zararına olan şeyi tercih etmektir. Mahkemeler şahsa veya şahıslara yapılan haksızlığı, kimin kime zulüm ettiğini ortaya çıkarmak için yapılır.) Eğer bu ahlaksızlığı kul, yaratıcısına yapmış ise üç şart koşulur. İlk olarak yaptığı o ahlaksızlığı terk etmesi gerekir. İkinci olarak ise yaptığı haksızlıktan dolayı pişman olması gerekir. Son olarak o yaptığına bir daha dönmemeye azmetmesi gerekir. Yine de kul ile yaratıcı arasına kimse giremeyeceği için elden pek fazla bir şey gelmez.

Kullar arasında kul hakkını korumak için alınan önlemler

Huzurlu, sevgi dolu, ibadetimiz feyizli, bedenimiz aç, ama ruhumuz Allah aşkı ile tok, ellerimiz ve ayaklarımız günahtan berî ve gözlerimizin de güzel olanı görmesini istiyorsak, tüm insanların birbirlerine olan haklarına riayet etmesi gerekmektedir. Irkçılık gözetmeden, güzel çirkin, zengin fakir, büyük küçük, alt üst muamelesi yapmadan birbirimize karşı sorumluklarımızı yerine getirmemiz gerekmektedir. Hiçbir insan bu âlemi nizamda, düzeni kurmada ve bu düzeni korumada yeterli değildir. Bundan dolayı insanüstü bir varlığa yani bir yaratıcıya ihtiyaç vardır. Dinler bir bakıma bu yaratıcının kanunlarının oluşturduğu kararnamelerdir. Biz bu konumuzda insanlar arasındaki hakkı korumak için İslam dininin nasıl bir rol takındığını inceleyeceğiz.

Öldürme hakkı

Bize bu bedeni verenin yalnız Allah olduğunu ve yalnız Allah’ın alacağını bildiğimiz halde kasten insanı öldürmek hiçbir şekilde kabul edilemez. Dinimizde insan öldürmek en büyük kul hakkı olarak görüldüğünden dolayı alınan önlemler de serttir. Allah Bakara suresinin 178. ayetinde katilin dünyadaki cezasını şöyle dile getirmektedir; “Ey iman edenler! Öldürülenler üzerinize kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın… Öldürülen kişinin kardeşinden biri şayet bağışlarsa artık örfe tabii olması gerekir ve öldürenin de diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu Rabbinin katından bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra haddini aşarsa artık ona acıklı bir azap vardır.” Ayette geçtiği üzere dört mezhep imamı kısası veya karşı taraf kabul ederse katilin diyeti ödemesine hükmetmiştirler.

Zina ve recm

İffet, namus, ırz bunlar bizim en değerli varlıklarımızdır. Bunlardan biri elimizden gittiğinde elli katlı bina başımızın üstüne çökmüş gibi oluruz. Bu değerlerimiz ne parayla ne altınla ne de pırlantayla satın alınabilir. Bundan dolayı nikâhsız bir şekilde cinsel ilişkiye girmek, öldürmeden sonraki aramızda olan en büyük hak ihlalidir. Bu hakkı korumak için birçok ayet bulunmaktadır. Nisa suresinin 15. ayetinde fuhuş yapan kişilerin, ölüm onlara gelinceye kadar evlerde tutsak edilmesi zikredilmektedir. Bir sonraki ayette ise fuhuş yapanlara sıkıntı vermemiz buyurulmaktadır. Son olarak Nur suresinin 2. ayetinde zina eden kadın ve erkeğe yüz değnek vurulması buyurulmaktadır. Sopa cezası hususunda âlimlerimiz ittifak etmişlerdir.

Yukarıdaki hükümler bekâr olmayanlar için geçerliydi. Evli olduğu halde zina eden kişiler sadece yüz sopayla temize çıkamazlar. Bir eşi olduğu halde gözü hala dışarıda olan kimselerin cezası daha da ağır olmaktadır. Bu kimselerin cezası ayet ile sabit olmasa da hadislerde zikredilmektedir. Konu ile alakalı Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey Uneys! Şu kadına git. Zina ettiğini itiraf ederse onu recm et.” Yapılan günahın derecesi büyük ise elbette bu günahtan insanları men etmek için caydırıcı olacak cezanın da ağır olması gerekmektedir.

Hırsızlık

Hırsızlık sadece İslam’da değil, bütün sistemlerde ahlaksız bir davranış olarak görülmektedir. Dinler bu ahlaksız davranışları engellemek için kural koyucudurlar. Allah’ın ona bahşettiği rızkı az bularak insanların mallarına göz dikmesi veya fakirlikten koktuğu için insanların mallarını çalması hiçbir mümine yakışmaz. Herkesin imtihanı farklıdır. Önemli olan aza sabretmek, çoğa şükretmektir. Fakat biz az ile yetinmeyip, başkalarının hakkına tecavüz ediyorsak veya çoğa şükretmeyip daha da fazla olması için insanların mallarını haksız yere alabiliyorsak, Allah bu duruma mani olmak için Maide suresinin 38. ayetinde; “Hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının ellerini kesin” buyurmaktadır. Kişi ilk hırsızlık yaptığında sağ eli, ikinci defa çaldığında sol ayağı, üçüncüsünde sol el, dördüncüde ise sağ ayağı kesilir.

Hz. Ali (r.a.) hırsızın ayağını orta yerinden yani ayakkabı bağının bağlandığı noktadan keserdi ki, hırsıza yürüyebilmesi için basacak bir nokta kalsın.(İslam Ceza Hukuku ve Beşeri Hukuk, Abdullah Udey, Çev: Akif Nuri) Bu cezayı çok ağır görenler vardır. Lakin bir kişinin malına göz diken şahıs bu cezayı göze alamadığı için çalmaya da cüret edemez. İslam’dan önce geçimini yol kesip, insanların mallarını alarak geçimlerini sağlayanlar çoktu. Yolların bir güvencesi yoktu. Emniyet en alt tabakalardaydı. Fakat İslam sancağının dalgalandığı her yer emniyete kavuşup huzur buldu. Tabii günümüz İslam dünyası için aynı şeyi maalesef söyleyemiyoruz.  

Gıybet

Birinin arkasından hoş olmayan şeyler söylemek anlamında gıybetin, günümüzün en büyük fitnesi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Her konuda ayrımcılık yapan bizler bu konuda çok titiz davranarak hiçbir kimseyi ayırt etmeden gıybetimizi gerçekleştiriyoruz. Ortada bir hak varsa ve bu hak Allah ile kul arasında ise üç şart gerektiğini yukarıda söylemiştik. Eğer bu hak kullar arasında ise âlimlerimiz bir şart daha koşmuştur ve oda şudur: İnsanların hakkından berî olması gerekir. Eğer aralarında bir mal hakkı var ise ona o malı iade etmesi gerekir. Veya aralarında bir zina iftirası var ise, ya onu affeder veya ceza uygulanmasını talep eder. Şayet aralarındaki hak gıybet ise helallik alması gerekmektedir.

Allah Teâlâ Hucurat suresinin 12. ayetinde şöyle buyurur: Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Ondan tiksinirsiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” AyrıcaPeygamber Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Miraca çıkarıldığım zaman bakırdan tırnakları olan bir topluluğa uğradım. O tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. Ben ‘Ey Cebrail! Bunlar kimdir?’ dedim. Cebrail ‘Bunlar, (gıybet etmek suretiyle) insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve namuslarına saldıranlardır.’ cevabını verdi.” (Ebu Davut, Edeb, 40)Şunu da söylemek gerekir ki; kişinin üzerinde başkasının hakkı olduğu halde cennete giremeyeceği hadislerde açıkça zikredilmektedir. (Buhari, Rirak, 48)

Devlet ve kamu hakkı

İnsanların birbirine karşı hakları olduğu gibi devlete karşıda da sorumluklarımız vardır. Mensup olduğumuz devletin kurallarına uymak herkesin ilk vazifesidir. Disiplinin bulunmadığı yerlerde düzensizlik, fitne, kargaşa eksik olmaz. Bunun adı diktatörlük değildir tabi. İnsanları kurallara uymaya zorlamak diktatörlük anlamına gelmez. Bir baba nasıl ki oğluna verdiği bir görevi yapmadığında sinirleniyor, durumu hazmedemiyorsa, aynı kural orada da geçerlidir.

İnsanların haklarının tecavüze uğradığı en büyük yerdir; devlet kurallarını çiğnemek. Çiğnenen bir kural milyonlarca kişinin hakkına girmektir. Torpilli olmayanlar atanamıyor. Rüşvetsiz işler yürümüyor. Vatandaşlardan toplanan vergilerle yapılan bir metrobüse kaçak ve başka bir şahsın üzerine ait öğrenci kartıyla geçiş çok kolay. Ama arka plandaki hakkı hiçbirimiz düşünmüyoruz. Bazı kişilerin bu şekilde geçmesi hakkı ortadan kaldırmaz. Hak şahıslara göre şekil almaz, şahıslara şekil verir. Kamu malına zarar veren kimsenin durumunu Allah şöyle açıklamaktadır: “Hiçbir peygamberin kamu mallarında yolsuzluk yapması söz konusu değildir. Kim bir yolsuzluk yaparsa kıyamet günü yolsuzluk malını taşıyarak gelir. Sonra herkese kazandığı eksiksiz olarak verilir.” (Âl-İ Îmrân, 161)

Zeyd bin Hâlid el-Cühenî’den rivayet edil­diğine göre: Hayber savaşında Eşca’ kabilesinden bir adam öldü. Peygam­ber Efendimiz mücahitlere; “Arkadaşınızın cenaze namazını siz kılınız (ben kılmayacağım).” buyurdu. Adamın hâlini bilmedikleri için sahabeler bu duru­ma şaştılar ve üzüntüden yüzleri değişti. Sonra Peygamber Efendimiz, sahabelerinin vaziyetlerini görünce: “Sizin arkadaşınız, Allah yolunda ganimet malından çalmıştı” buyurdu. Hadisin ravisi Zeyd demiştir ki: “Bunun üzerine sahabeler ada­mın eşyasında arama yaptılar. Yahudilerin boncuklarından iki dir­hem bile etmeyen boncuklar buldular.”(Sünen-i İbn-i Mace, cihad, 34)

Hadiste de görüldüğü üzere Allah Resulü kamu malından çalan kimsenin cenaze namazına katılamayacak kadar ağır bir hakka girdiğini göstermektedir. Peygamber Efendimiz bir başka hadisinde şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın laneti rüşvet verenin ve rüşvet alanın üzerindedir.” (İbn Mace, Ahkâm, 2) Ayetlerden ve hadislerden anlaşıldığı üzere kamu malı yemek haramdır. Fıkıh âlimlerimizin görüşü de bu yöndedir.

Bu makaleyi okuyanlar için tavsiye yazılar:
Fıkıh ve Istılahi Süreci
Nil Havzasında Fıkıh Tarihi

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

eMedrese bir İlmiye Vakfı projesidir.