Lafız Nedir?
Lafız Nedir?
İçindekiler
LAFIZ NEDİR?
Lafız, nasslarda bulunan hükümleri doğru bir şekilde anlayabilmemiz için gereken en önemli unsurdur. İstidlal metotları içerisinde en önemli yeri lafız bahisleri oluşturur. Lafız bahisleri doğru bir şekilde anlaşılmadan istidlalin nasıl ve ne şekilde gerçekleştiğini sağlıklı bir şekilde bilemeyiz. Lafız bahislerinin kendi içerisinde farklı taksimatları olduğu için şemaları belli bir sistematikle ele alacağız ve konuyu bu şemalar üzerinden işleyeceğiz. Aşağıdaki şema, bizim ana şemamız olacak. Bu şemada bulunan her bir başlığın alt başlıkları olacak. Onları açarak yavaş yavaş ilerleyeceğiz. Hazırsanız başlayalım.

A-Dilde Konulduğu Anlamı İtibarıyla Lafız

1-HÂSS LAFIZ
Tek bir manayı veya belli sayıdaki fertleri ifade etmek üzere konulmuş lafızdır. Hâss lafzın iki özelliği var. Birincisi, onun tek bir manaya delalet etmesidir. İkincisi, delalet ettiği bu manaya giren fertlerin belirli sayılarda olmasıdır. Bu gruplar hâss lafızlara girer:
Özel İsimler: Ayşe, Zehra.
Sayı adları: Bir, üç, beş, bin.
Tür adları: Erkek, kadın, zeytin ağacı.
Cins adları: İnsan, ağaç.
Özel isimler belirli bir ferdi gösterdikleri için hâss lafızlardır. Anı şekilde sayı adları da fertleri birden çok olsa da tek hükmünde bir mana ifade ettikleri için bu gruba dahillerdir.
Hâss lafzın hükmü, delaletinin kesinliğidir. Mesela “Zeyd âlimdir.” sözünü ele alacak olursak; Zeyd, hâss bir lafızdır ve ilmin Zeyd için sabit olduğuna hükmetmeyi gerektirir. “Hâss lafız, hükmü kesin olarak gerektirir.” cümlesindeki kesinlik, hiçbir ihtimalin söz konusu olmadığı kesinlik değil, delilden kaynaklanan ihtimalin bulunmadığı anlamındaki kesinliktir. Hâss lafız kapsamında değerlendirilen dört kavram daha var. Şimdi şu küçük şemayı inceleyip neler olduklarına hep beraber bakalım:

Emir: Usulcüler genelde emri, konumca üstte olan kişinin daha aşağı konumda olan kişiden bir şeyi yapmasını istemesi şeklinde tanımlamışlardır. Bir işin yapılmasını istemek Arap dil kuralları yönünden birkaç şekilde olur.
1-Emr-i Hâzır: “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Resule itaat edin ki size merhamet edilsin.”
2-Emr-i Gâib: “Öyleyse içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.”
3-Emir Anlamı Veren Masdar: “Savaşta inkârcılarla karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun.”
4-Talep İfade Eden Haber: “Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.”
Emir sigasıyla alakalı tafsilatlı meseleler için (delaleti, fevri, tekrarı) sizi şu yazımıza davet ediyoruz: Emir Sigası
Nehiy: Bir şeyin yapılmasının yasaklanmasıdır. Yasaklama Arap dilinin imkânları açısından birçok kalıpla olabilir. Bunların en yaygın olanlarını şöylece sıralayabiliriz:
1-Nehy-i Hâzır: “Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin.”
2-Nehy-i Gâib: “Müminler, müminleri bırakıp inkârcıları veli edinmesin.”
3-Nehiy Manası Taşıyan Emir Sigası: “Putlara tapma pisliğinden ve yalan sözden kaçının.”
4-Yasağın İhbarı: “Şüphesiz Allah, hayasızlık, fenalık ve azgınlığı yasaklar.”
5-Helalliği Nefyeden Haber: “Kadınlara zorla mirasçı olmanız helal değildir.”
Usulcüler nehiy sigasının tahrim ve kerâhet dışındaki manalarda kullanılmasının mecaz kabilinden olduğunda ittifak etmekle birlikte nehyin bu ikisinden hangisinde hakikat olduğunda ihtilaf etmişlerdir. Usulcülerin büyük çoğunluğuna göre nehyin tahrim anlamında kullanımı hakikattir. Nehyin kerahete delaleti içinse bunu gösteren bir karineye ihtiyaç vardır.
Mutlak: Herhangi bir sıfat veya kayıtla belirli hale getirilmeden kullanılan lafızdır. Adam, ağaç, kuş gibi belirleme yapılmadan söylenen lafızlar böyledir. Bir lafız mutlak olarak kullanıldığında bütün fertlerini kapsamaz. Fertlerinden birine veya birkaçına delalet eder. Mesela “Bir köle azat et.” sözündeki rakabe kelimesi, mutlak bir lafızdır. Mutlak bir lafız olduğu için bu lafzın bütün kölelere şümulü olmayıp köle cinsi içerisinde belirli olmayan herhangi bir köleye delalet eder. Yani bu lafız, bütün köleleri kapsamadığı gibi belirli bir köleyi de ifade etmez. Sadece köle cinsi içerisinde herhangi bir köleyi ifade eder.
Mukayyet: Bir vasıfla veya kayıtla belirlenmiş fertlere delalet eden lafızdır. Rakabe lafzına bir kayıt getirilerek “Mümin bir köle azat et.” denilmiş olsaydı artık rakabe lafzı mutlak olmaktan çıkarak mukayyet hale gelmiş, yani artık söz konusu olan köle herhangi bir köle değil, mümin bir köle olmuş olurdu.
2-ÂMM LAFIZ
Tek bir mana için konulmuş ve bu mana kapsamına giren fertlerin hepsine birden delalet eden lafızlara denir. Erkekler, millet ve kavim lafızları gibi. Lafızlar iki açıdan umuma delalet eder:
1-Hem sigası hem manası itibarıyla âmm olan lafızlar.
Bunlar, başında harf-i tarif (elif-lam) bulunan çoğul kelimelerdir. Usulcüler, bir karine sebebiyle ahd için olduğu ortaya çıkmadıkça, harf-i tarifli çoğulun istiğrak için olduğunu belirtmiştir. Harf-i tarifli çoğul, ahd veya istiğraka hamledilmeyince mecazen cinse hamledilir.
Mesela Tevbe-60 ayetinde “el-fukarâ” lafzının ahd için olmadığı, yani kastedilenin muhataplar tarafından bilinen bir fakirler grubu olmadığı bellidir. Yine “el-fukarâ” lafzının istiğrak için olmadığı, yani bir kimsenin zekâtı dünyadaki bütün fakirlere ulaştırmasının mümkün olmadığı da bellidir. Öyleyse burada “el-fukarâ” lafzıyla kastedilen fakir cinsidir ve zekâtın bir veya birkaç fakire verilmesiyle zekât yükümlülüğü yerine getirilmiş olur.
2-Sadece manası itibarıyla âmm olan lafızlar.
Bunun birkaç çeşidi vardır:
Çokluk İçin Vazedilmiş Tekil İsimler: Mesela “kavm” gibi siga itibarıyla tekil olan topluluk isimleri böyledir. Bu sözcükler tekil olmakla birlikte fertler toplamını içine aldığından bunlarda çoğul anlamı bulunmakta ve umum ifade etmektedirler.
İsm-i Mevsuller: “Men, mâ, ellezi” gibi lafızlar tek tek fertleri şümul veya bedel yoluyla içine almaları itibarıyla umum ifade ederler. Mesela “Kim bana gelirse ona bir dirhem var.” sözündeki “men” lafzı, tek tek fertleri şümul yoluyla içine alan lafza örnektir.
Cemî ve Küll Gibi Lafızlar: Başında bu lafızlardan biri bulunan sözcükler umum ifade eder. “Rical-Erkekler” gibi. “Her can ölümü tadıcıdır.” Cümlesindeki “Her can” lafzı gibi.
Başına Harf-i Tarif Getirilmiş Tekil İsim: Başına harf-i tarif getirilmiş tekil ismin umum ifade edebilmesi için harf-i tarifin ahd için veya mahiyet belirtmek için olmadığının bilinmesi şarttır. Mesela Asr suresindeki “el-İnsan” lafzı gibi.
Nefiy Siyakında Nekre: Olumsuz ifadeden sonra gelen nekre isim de umum ifade eder. “Lâ Vasiyyete” hadisinde olduğu gibi. Buradaki vasiyet umum ifade etmektedir.
Hanefilerin çoğunluğuna göre, tahsis edildiğine dair bir delil bulunmadıkça âmm lafız, fertlerine kat’i olarak delalet eder. Dolayısıyla âmm lafzın haber-i vâhid ve kıyas gibi zanni bir delil ile tahsis veya neshi caiz değildir. Ancak onu tahsis eden bir delil bulunması durumunda sadece tahsis edildiği fertlerine delalet eder ve delaleti de zanni olur.
Şafiilere göre ise âmm lafız şüphe taşıyan bir delildir. Dolayısıyla âmm lafzın, mahiyetleri gereği şüphe içeren haber-i vâhid ve kıyasla tahsis edilmesi caizdir. Çünkü bütün âmm lafızların tahsise ihtimali bulunmaktadır ve âmm lafızlarda tahsis yaygındır.
Âmm lafzın kat’i ve zanni oluşu ve bu durumun sonuçları ile âmm ve hâss lafızların tearuz etmesi ile alakalı önemli meselelerin bulunduğu, okumanızda ciddi faydanın olduğu şu yazımıza göz atmanızı mutlaka tavsiye ederiz: Âmm Lafız ile İlgili Meseleler
3-MÜŞTEREK LAFIZ
Farklı kullanımlarda farklı manalara gelebilen kelimelere denir. Ayette geçen “Kur’” lafzı bu anlamda müşterek lafızdır. Hanefilere göre müşterek lafzın umumu yoktur. Yani bir sözde geçen müşterek lafzın anlamlarından sadece birisi kastedilmiştir. Şafiilere göre müşterek lafzın umumu vardır. Yani müşterek lafızla, uygun anlamların hepsinin aynı anda kastedilmiş olması mümkündür.
4-MÜEVVEL LAFIZ
Müşterek lafzın birden çok anlamı olduğundan bu anlamlardan hangisinin kastedildiğini anlamak için re’ye başvurmaya gerek vardır. Bu anlamlarından biri, içtihat yoluyla baskın görülüp tercih edildiğinde lafız, müevvel adını alır. Mesela Bakara-228 ayetindeki “kurû” kelimesi müşterek bir kelime olup dilde hem hayız hem de temizlik anlamı için konulmuştur. Hanefi ve Hanbelilerdeki hâkim görüşe göre ayetteki kar’ lafzıyla kastedilen hayız, Şafiilere ve Malikilere göre ise iki hayız arasındaki temizliktir.
B-Anlamın Açıklığı-Kapalılığı Açısından Lafız

-Açık Anlamlı Lafızlar-
ZÂHİR
Kendisiyle kastedilen anlamı açık olan lafızdır. Mesela “Allah, alışverişi helal kıldı.” ayeti böyledir. Alışverişin herhangi bir incelemeye gerek kalmadan helal olduğu açıktır. Onunla amel etmek vaciptir. Zâhir lafzın tevil, tahsis ve nesih ihtimalinin bulunması, onunla amel edilmesinin vacipliğine engel olmaz.
NASS
Nass, zahirden daha da açık olan sözdür. Nassın zâhirden daha açık olmasının sebebi, konuşan kişinin lafzı özellikle bu anlamı belirtmek için sevk etmiş olmasıdır. Tevil, tahsis ve nesih ihtimaline rağmen, açıkça ortaya çıkan anlama göre amel etmek vaciptir.
“Allah alışverişi helal, ribayı haram kıldı.” ayeti, “satımın helalliği” ve “ribanın haramlığı” hususunda zâhir, ikisi arasında fark bulunduğu konusunda ise nasstır. Çünkü bu ayet kâfirlerin “Alışveriş de riba gibidir.” demeleri üzerine inmiştir. Dolayısıyla bu ayetin sevk sebebi doğrudan satımın helal, ribanın haram olduğunu ifade etmek değil, ikisinin birbirinden farklı olduğunu göstermektir.
MÜFESSER
Hükme açıkça delalet eden, tevil ve tahsise kapalı olan lafızdır. Müfesser, tevil ve tahsise ihtimali olmadığı için nastan daha açık olan lafızdır.
“Bütün melekler hep birden secde ettiler.” ayetinde “el-melaike” kelimesi, başında istiğrak ifade eden harf-i tarif bulunan çoğul bir âmm lafızdır ve her âmm lafız gibi tahsise ihtimali vardır. Ancak devamında gelen “kulluhum” sözü tahsis ihtimalini ortadan kaldırmış ve bütün meleklerin secde ettiği anlamı kesinlik kazanmıştır. Fakat bu durumda meleklerin hep birden mi, ayrı ayrı mı secde ettikleri konusu hâlâ tevile açık bir ihtimal olarak kalmaktadır. Daha sonra gelen “ecmeun” sözü meleklerin hep birlikte secde ettiklerini göstermiş ve böylelikle tevil ihtimali de ortadan kalkmıştır. Tahsis ve tevil ihtimallerinin ortadan kalkmasıyla da ayet, “müfesser” olmuştur. Ayrıca Kur’an’da “Namaz kılın!” emrinde geçen “salât” lafzı, açıklanmadıkça mücmel kalacak bir lafızdır. Hz. Peygamber’in “Ben nasıl namaz kılıyorsam siz de öyle kılın.” hadisi ile salât lafzı müfesser hale gelmiştir.
MUHKEM
Hükme delaleti açık olup tevil, tahsis ve neshe ihtimali olmayan lafızdır. Muhkemlik esas itibarıyla nesih ihtimalinin kalkmasıyla sağlanır. Nesih ihtimalinin kalktığı iki şekilde bilinir:
Birincisi, nassta söz konusu hükmün sürekliliğini gösteren bir şeyin bulunmasıdır. Nesih ihtimali, bu sebeple ortadan kalkmışsa bu tür lafızlar “muhkem” olarak adlandırılır. Hükmün sürekliliği de ya metne sürekliliği gösteren bir lafzın bitişmesinden ya da nassın içeriğinden anlaşılır. Nesih ihtimalinin kalktığının bilinmesinin ikinci şekli ise, vahiy zamanının Hz. Peygamber’in ölümüyle sona ermesidir. Nesih, vahyin iniş sürecinde gerçekleştiği için vahiy zamanının sona ermesiyle Hz. Peygamber hayatta iken nesh edilmeyen hükümler artık dolaylı olarak muhkem hale gelmiş olur. Buna da “ligayrihi muhkem” denir. Buna göre Hz. Peygamber’in ölümünden sonra zâhir, nass ve müfesser de muhkem olmuş olmaktadır.
-Kapalı Anlamlı Lafızlar-
Lafızdaki kapalılık ya bizzat lafızdan ya da lafız dışı arızi bir durumdan kaynaklanır. Lafızdan kaynaklanan kapalılık, akıl yoluyla giderilip lafızla kastedilen anlam kavranabiliyorsa bu lafız “müşkil” adını alır. Kastedilen anlamın kavranılması akıl değil, nakil yoluyla mümkün oluyorsa lafız “mücmel” adını alır. Lafızla neyin kastedildiği hiç kavranamıyorsa bu lafız “müteşâbih” olarak isimlendirilir. Kapalılık, lafız dışı arızi bir sebepten kaynaklanıyorsa bu lafız da “hafi” olarak adlandırılır.
HAFİ
Kendisiyle kastedilen anlam açık olmakla birlikte kapsamı konusunda kapalılık bulunan lafızdır. Mesela Mâide-38’de geçen “hırsız” lafzının anlamı hususunda bir kapalılık yoktur. Fakat hırsız lafzının yankesiciyi ve kefen soyucuyu içine alıp almadığı, dolayısıyla da hırsız hakkındaki hükmün yankesici ve kefen soyucu için de geçerli olup olmadığı hususunda kapalılık vardır. Bu yönüyle hırsız lafzı, yankesici ve kefen soyucu açısından kapalıdır.
Problem, bunların isimce ayrı olmalarının hükümce de ayrı olmalarını gerektirip gerektirmeyeceği noktasındadır. Üzerinde iyice düşünülünce yankesicinin tam hırsız olduğu anlaşılır. Çünkü yankesici, malın sahibinin bulunduğu yerde ve uyanık olduğu sırada çalıyor. Bu bakımdan malı gizlice almak anlamı açısından yankesici, malı evden çalan hırsıza göre ilave bir meziyete sahiptir. Dolayısıyla hırsız için sabit olan hüküm, yankesici için de sabit olur.
MÜŞKİL
Kendisiyle neyin kastedildiği, kapalı olan lafızdır. Ancak ilgili karine ve deliller üzerinde düşünüldükten sonra anlaşılabilir. “Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin.” Bu ayete göre bedenin dışını yıkamak vacip, içini yıkmak ise sâkıttır. Bu durumda bir yönden bedenin içi, bir yönden dışı olan ağzın yıkanıp yıkanmayacağı hususunda problem söz konusu olmaktadır. Ağız, içinde oluşan tükürüğü yutmanın orucu bozmaması yönünden bedenin içi, ağza bir şey girmesiyle, mesela mazmaza yapmakla orucun bozulmaması yönüyle bedenin dışı sayılır. Bu iki yön de dikkate alınmış ve ağız gusülde dış sayılırken, abdestte iç sayılmıştır.
MÜCMEL
Kendisiyle neyin kastedildiği, ancak konuşanın yapması umulan bir beyanla kavranılabilecek şekilde kapalı olan lafızdır. Riba, sözlükte mutlak fazlalık anlamındadır. Her fazlalığın haram olmadığı icmâ ile sabittir. Bu durumda riba yasağı ile ne tür bir fazlalığın kastedildiği bilinememekte, dolayısıyla riba lafzı mücmel olmaktadır. Sonra Hz. Peygamber, “Altı şey” hadisi diye bilinen sözüyle altı maddedeki ribayı açıklamıştır. Hz. Peygamber’in bu beyanından sonra fakihler bu altı madde dışında hangi maddelerde riba cereyan edeceğinin tespiti amacıyla ribanın hadiste sayılan altı madde açısından illetinin ne olabileceğini araştırmışlardır.
MÜTEŞÂBİH
Müteşâbih, kendisiyle kastedilenin ne olduğunu bilme ümidi kalmamış lafızdır. Müteşâbih, “lafzen müteşâbih” ve “manen müteşâbih” olmak üzere iki kısma ayrılır. Bazı surelerin başlarında yer alan huruf-ı mukattaa lafzen müteşâbih, bazı ayetlerde Allah’a nisbet edilen el ve istivâ gibi lafızlar ise manen müteşâbihtir. Şer’i ameli hüküm bildiren nasslarda müteşabih yoktur. Olsa onlarla amel edilmezdi. Dolayısıyla bu tip lafızlar kelam ilminin inceleme alanına girmektedir.
C-Anlama Delaletinin Şekli Bakımından Lafız
Lafzın anlama ve dolayısıyla hükme delaleti dört şekilde olabilir:
1-Nassın İbaresiyle İstidlâl
Sözün kendisi için sevk edilmiş olduğu anlamın dikkate alınması ve hükmün o doğrultuda düzenlenmesidir. Bu anlama ulaşmak için derin düşünmeye (teemmül) gerek yoktur. “Allah’ın haram kıldığı canı öldürmeyin.” ayeti, haksız yere adam öldürmenin yasak ve haram olduğuna ibaresi ile delalet etmektedir.
2-Nassın İşaretiyle İstidlâl
Nassın ibaresi ile bizzat ifade edilmemiş olsa da sözün gelişinden mana ve hükmün anlaşılmasına denir. Bu durum söz konusu olduğunda lafızdan değil, manadan hareket edilir. Örneğin “Annenin uygun bir şekilde yedirilip giydirilmesi çocuğun babasına aittir.” ayeti, kocaya annenin nafakasını yüklemektedir. Bu hüküm ibarede yer almıştır. Bununla birlikte çocuğun nafakasının da babaya ait olduğuna işaret vardır.
3-Nassın Delaletiyle İstidlâl
Bizzat ibare olarak ifade etmese bile, nassın ifade ettiği anlam ve hükmün doğrudan başka bir şeye delalet etmesine denir. Örneğin ayette “Onlara öf bile deme, onları azarlama ve onlara güzel söz söyle.” buyurulmaktadır. Ayette açıkça ifade edilmese de anne babaya karşı şiddet uygulama ve dövmenin de yasak olduğu delalet yoluyla anlaşılmaktadır.
Nassın delaleti ile alakalı önemli kavramlara ve bu kavramlar hakkında yapılmış bazı tartışmaların bulunduğu yazımıza mutlaka göz atmanızı öneririz. Nassın Delaleti
4-Nassın Muktezasıyla İstidlâl
Nassın muktezası, sözün anlamlı olabilmesi için ona bir ziyadenin yapılmasının gerekmesidir. “Ümmetimden hata, nisyan ve ikrah altında kalarak yaptıkları şeyler kaldırılmıştır.” Peygamber dışında hiç kimsenin, masum olmadığı bilindiğine göre ümmetin hata etmeyeceği düşünülemez. Ümmet kapsamına dahil olup hata eden birçok kişi varken bu hadisi “Ümmetten hata kaldırılmıştır.” şeklinde anlarsak Peygamber’e yalan isnat etmiş oluruz. O zaman kaldırılan şeyin hatanın bizzat kendisi değil de hatanın hükmü olduğu anlamını verecek bir ziyade takdir ederek hadisi anlamak gerekir.
D-Dilde Konulduğu Anlamda Kullanılıp Kullanılmaması İtibarıyla Lafız
1-Hakikat – Mecaz
Konulmuş olduğu anlam için kullanılan lafza hakikat denir. Örneğin aslan lafzı, aslan olarak bilinen hayvanı ifade etmek için konulmuştur. Mecaz ise aralarındaki alakadan dolayı lafzın dilde konulduğu anlamın dışındaki bir anlamda kullanılmasıdır.
Mesela ayette geçen “tahriru rakabe” ifadesindeki “rakabe” sözlükte “boyun” anlamına gelmektedir. Bu sözcüğün burada hakiki anlamında kullanılmış olması düşünülemez. Çünkü boyun azat edilemez. O halde bu ifadenin mecaz olduğu ve insanın bir cüzünün zikredilmesiyle tamamının kastedildiği ortaya çıkmaktadır. Bazı durumlarda sözcüğün hakikat ve mecaz anlamlarından hangisinin kastedildiği açık olmayabilir. Bu durumda kasıt, harici delil ve karineler yardımıyla anlaşılmaya çalışılır. Kelimelerde asıl olan hakikat manasıdır. Dolayısıyla kelimeler, başka bir manaya delalet ettiklerine dair bir karine olmadıkça mecazi anlamlara çekilmezler.
Örneğin “mülâmese” sözcüğünün hakikat anlamı el ile dokunmak, mecaz anlamı ise cinsel temastır. Hanefiler bu ayette mülâmese sözcüğünün mecaz anlamının kastedildiğini savunurlar. Çünkü burada mülâmese sözcüğünün mecaz anlamının kastedildiği konusunda “icmâ” vardır.
2-Sarih – Kinâye
Sarih, kastedilen anlamın açıkça söylendiği lafızdır. Sarihin hükmü, sözcüğün dil açısından delalet ettiği anlam açık olduğu için kişinin niyetine itibar edilmeksizin sözün gereğinin sabit olmasıdır. Kinâye ise kastedilen anlamın örtük olarak ifade edildiği lafızdır. Mesela koca, karısına “Babanın evine git!” dediğinde bununla boşamayı kastetmiş olması da mümkündür. Bu durumda lafız kinâi olur. Sarih lafızlardan farklı olarak kinâyede, sözü söyleyenin niyetine itibar edilir.
Bu makaleyi okuyanlar için tavsiye yazı: “Mutlakın Mukayyede Hamli“
Kaynaklar
Özsoy, İsmail. “Faiz”, DİA
İslam Hukuk Usulü, Yunus Apaydın, Bilay Yayınları, 2018.
Fıkıh Usulü, Abdullah Kahraman, Rağbet Yayıncılık, 2016.



