Mutlakın Mukayyede Hamli
Mutlakın Mukayyede Hamli

Öncelikle şunu belirtelim: Mutlak olarak kullanılmış bir lafzın mukayyet kılındığına dair herhangi bir delil bulunmadıkça, lafzın mutlak haliyle amel edilir ve ona göre hüküm verilir. Mesela ayette nikâhlanması haram kılınan kadınlar arasında eşlerin anaları da zikredilmiştir. Buradaki “eşler” lafzı mutlak olduğu için zifafa girilmiş olsun ya da olmasın, nikâh kıyılmış olan tüm eşlere delalet eder. Dolayısıyla eşlerin anaları haram olmuş olur.
Nasslarda aynı konuda hem mutlak hem mukayyet lafızlar kullanılmış olabilir. Bu durumda birini diğerine hamletmek zarureti yoksa, her iki lafız ile amel edilir. Hanefilere göre her iki nasstaki hüküm ve sebep bir ise mutlak mukayyede hamledilir. Mesela teyemmüm ayetinde “ellerinizi mesh edin” denilmiş, hadiste ise ellerin dirseklerle beraber mesh edileceği belirtilerek “eller” lafzı mukayyet kılınmıştır. Bu durumda eller, dirseklerle birlikte mesh edilir.
Bir lafız bir ayette veya hadiste mutlak, başka bir ayette veya hadiste mukayyet olarak geçiyorsa mutlakın mukayyede hamledilip edilmeyeceği konusunda öncelikle hükmün aynı mı yoksa farklı mı olduğuna bakılır.
–Mutlakın getirdiği hüküm, mukayyedin getirdiği hükümden farklı ise mutlak mukayyede hamledilmez.

Bu hususta görüş birliği vardır. Mesela hırsızlık suçunun cezasını düzenleyen Mâide-38 ayetinde “eller” lafzı mutlak olarak zikredilirken, abdesti açıklayan Mâide-6. ayetindeki “eller” kelimesi ise bir sınır (gaye) ile kayıtlanmış olarak yani dirseklere kadar eller şeklinde zikredilmiştir. Dolayısıyla hırsızlık ayetindeki mutlak ifade, abdest ayetindeki mukayyet ifadeye hamledilerek, hırsızın elinin dirseklerden kesilmesi gerektiği sonucuna ulaşılamaz.
-Mutlakın getirdiği hüküm, mukayyedin getirdiği hükümle aynı ise bu takdirde konunun aynı mı yoksa farklı mı olduğuna bakılır. Hüküm aynı, fakat konu farklı ise yani mutlak lafzın yer aldığı ayetin düzenlediği konu ile mukayyet lafzın yer aldığı ayetin düzenlediği konu birbirinden farklı ise Hanefilere göre mutlak mukayyede hamledilmez.
Mesela biri yemin kefaretini diğeri hataen öldürme kefaretini düzenleyen iki ayet arasındaki ilişki böyledir. Her iki ayette de kefaret olarak köle azadı hükmü yer almaktadır. Azat edilecek köle, yemin kefaretini düzenleyen ayette “herhangi bir köle” denilerek mutlak olarak zikredilmiş, adam öldürme kefaretini düzenleyen ayette ise “mümin köle” denilerek mukayyet olarak zikredilmiştir.
Her iki ayette de hüküm, köle azat etme olup aynıdır. Ancak kefaretin sebebi olan konu birbirinden farklıdır. Yani biri yemin, diğeri adam öldürme konusudur. Dolayısıyla adam öldürme kefaretinde azat edilecek kölenin mümin olması kaydı dikkate alınarak yemin kefaretinde mutlak olarak gelen kölenin de mümin olması gerektiği sonucu çıkarılamaz. Şafii mezhebine göre bu durumda mutlak mukayyede hamledilir. Dolayısıyla yemin kefaretinde azat edilecek kölenin de mümin olması gerekir.

–Hem hüküm hem de konu aynı ise bu takdirde mutlaklık ve mukayyetliğin sebep hususunda mı yoksa hüküm hususunda mı olduğuna bakılır. Mutlaklık ve mukayyetlik “sebep” hususunda ise Hanefilere göre mutlak mukayyede hamledilmez ve her iki nass ile ayrı ayrı amel etmek gerekir. Çünkü sebepler arasında birinin diğerini nefyetme durumu yoktur. Yani mutlakın bir sebep, mukayyedin ise başka bir sebep olması mümkündür.
Mesela fıtır sadakasının kimler için verileceği konusunda biri mutlak, diğeri mukayyet iki hadis bulunmaktadır. Mutlak olan rivayet şöyledir: “Her hür ve köle için yarım sa’ fıtır sadakası verin!” Mukayyet olan rivavet ise şöyledir: “Müslüman her hür ve köle için fıtır sadakası verin!”
Hadislerden birinde baş, hür veya köle denilerek mutlak olarak zikredilmekte, diğerinde ise Müslüman hür veya köle denilerek mukayyet olarak zikredilmektedir. Hanefilere göre ikisiyle de ayrı ayrı amel etmek gerekir. Bu durumda kişi, bakmakla yükümlü olduğu -Müslüman olsun olmasın- herkesin fıtır sadakasını vermek durumundadır. İmam Şafii ise burada mutlakı mukayyede hamletmiş ve Müslüman olmayan kişinin fıtır sadakasının verilmesinin gerekli olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
–Mutlaklık ve mukayyetlik “hüküm” hususunda ise yani aynı hüküm, biri mutlak diğeri mukayyet olarak gelmişse, bu durumda iki hükmün arasını cemetmek, yani her biriyle ayrı ayrı amel etmek mümkün olmadığı için mutlak mukayyede hamledilir. Bu durumun örneği yemin kefareti ile ilgili ayettir. Ayetteki hüküm, peş peşelik kaydı olmaksızın üç gün oruç tutmak iken, İbni Mesud’un kıraatindeki hüküm peş peşe üç gün oruç tutmaktır. Bu durumda mutlak mukayyede hamledilir.
Sözü edilen durumlarda mutlakın mukayyede hamledileceğini savunanların temel gerekçesi şudur: “Mutlak sâkit, mukayyet nâtıktır. Yani mutlak susmakta, mukayyet ise bir şey söylemektedir. Bir şey söyleyen mukayyet evladır.”
Bu makaleyi okuyanlar için tavsiye yazı: “Âmm Lafız İle İlgili Meseleler“
Kaynaklar
Koca, Ferhat. “Mutlak”, DİA
İslam Hukuk Usulü, Yunus Apaydın, Bilay Yayınları, 2018.
Fıkıh Usulü, Abdullah Kahraman, Rağbet Yayıncılık, 2016.



