e-Medrese

Dünden Bugüne Hafızlık Müessesesi

06.02.2021

Dünden Bugüne Hafızlık Müessesesi

“Kuran’ı kesinlikle biz indirdik. Elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr, 9)

Konuya Fahreddin Râzî’nin önemli tesbitiyle başlayalım. Ünlü usül ve kelamcımız der ki, “Kuran’ın korunması başka hiçbir kitaba nasib olmamıştır. Başka hiçbir kitap yoktur ki, içine az çok tashif (kelimeyi yanlış yazma), tahrif (yazarken harflerin yerini değiştirme) ve bozulma girmemiş olsun. Bunca dinsizin, Yahudi ve Hristiyanların Kuran’ı bozmak üzere birçok arzu ve hırsı bulunduğu halde, bu kitabın her yönden tahriften korunmuş olarak kalması en büyük mucizelerdendir. Allah onun böyle korunmuş olarak kalmasını bu ayetle (Hicr,9) haber vermiştir.” (Hamdi Yazır tefsiri)

Hal böyleyken sahabe niçin Kuran’ı mushaflaştırdı, niçin hafızalarına ve gönüllerine Kuran-ı Kerim’i nakşetti, gibi sorular lüzumsuzdur. Çünkü Rabbimiz nasıl dünyayı sebebler dairesinde yaratmışsa, Kuran’ın muhafazasını da sebeplerle sağlamıştır. Yazarak, kitaplaştırarak, çoğaltarak ve hıfz ederek…

Hafız ve Kurrâ’nın Anlam Kökeni

Hafız ‘hıfz’ kökünden gelip korumak, ezberlemek manasında Arapça kelimedir. Sıfat ismi olarak ezberleyen, koruyan demektir. Kuran`da birçok yerde geçen hafız kelimesi bazen lügat, bezen de Allah Teâlâ’nın sıfatı olarak geçer. (12/64, 15/9) Peygamber Efendimiz hafızları Abese suresinde (15-16) geçen sefere-i kirâma benzetmiş ve cennette onlarla beraber olacaklarını bildirmiştir. (Müsned, 6/110; Buhari, Tefsir 80/1)

Peygamber Efendimiz ilk başlarda vahyi alırken onu ezberlemek için dilini hareket ettiriyor, bir kelime bile kaçırmamak için zorlanıyordu. Allah Teâlâ Kıyame suresinin 16. ayetinde onu kalbine iyice yerleştireceğini vadedince, artık Hazreti Cibril ayetleri indiriyor, ardından Peygamber Efendimiz zorlanmadan vahyi tekrarlıyordu. (Müslim, Salât 148) Efendimiz daha hayatta iken ayetler birçok sahabe tarafından ezberlenmişti ve bunlara ‘’kurrâ’’ denilirdi. Uhud Savaşından dört ay sonra Bi’r-i Maûne hadisesinde ve Hazreti Peygamber Efendimizin vefatından sonraki Yemâme Savaşında Kuran kârilerinin pek çoğu şehid edilmiştir. Bu durum sayıla rının ne kadar çok olduğunu göstermektedir. Namazda Kuran’ın ezbere okunması gerektiği için kimi bir kısmını, kimi de tamamını ezberliyordu. (Suyûti, el-İtkan; Zürkâni, Menâhilü’l İrfan)

Kur’an Mahiri Sahabiler ve Hafızlığın İlk Tarihi Süreci

Konuyla alakalı Buhari’de yer alan bazı rivayetlere göre, Peygamber Efendimiz Kuran’ı dört kişiden alınmasını söylemiştir. Bunlar Abdullah b. Mesud, Ebu Huzeyfe’nin azadlı kölesi Salim, Muaz b. Cebel ve Ubeyy b. Kab’dır. (Buhari, Fezâilü’l Kuran 8) Buna benzer çeşitli rivayetleri topladığımızda Kuran’ın bir kısmını veya tamamını ezberleyenlerin bazıları şunlardır: Dört halife, Talha b. Ubeydullah, Muaz b. Cebel, Eyyüb el-Ensari, İbn Ömer, İbn Abbas, Zeyd b. Sabit, Ebu Derda, Ubade b. Sabit, Temim ed- Dâri, Hazreti Aişe, Hafsa ve Ümmü Seleme validelerimiz ve Ümmü Varaka (Fethu’l Bâri, 10; Umdetü’l Kârii,16)

İslam’ın ilk dönemlerinde hafızlık mescid ve evlerde yapılırdı. Başta Mescid-i Nebevi olmak üzere bir çok namazgâhta dersler verilirdi. Bunun dışında Mahreme b. Nevfel’in evi gibi dârul kurrâlar (kurrâ yetiştirme yurtları) vardı. Bu bağlamda Huzâi ve Mahreme’nin evlerinin ilmin menşei olduğu söylenir. Daha sonra bir çok hoca evlerini mekteplere çevirerek dâru’l kurra ve dâru’l hadis olarak hizmete açar. Mesela İbnü’l Cezerî`nin aktardığına göre, Ebu İshak et-Taberî’nin evi ehl-i Kuran ve ehl-i hadis için toplantı yeriydi.

Yıllar geçtikçe hafızlığa önem artmış ve hafız sayısında artışlar görülmüştür. Ebu Musa el-Eşari Basra Valisi iken halife Hazreti Ömer’e yazdığı mektupta Basra’da bir çok kişinin Kuran’ı ezberlediğini söylemiş, halife onların maaşa bağlanmasını istemişti. Daha sonra Ebu Musa el-Eşari hafız sayısında daha çok artış olduğunu bildirince, halife onların sadece ezberle meşgul olup hükümlerini öğrenmeyeceklerinden kaygılanarak maaşları kesmesini istemiştir. Daha birçok bölgede aynı şekilde hadiseler nakledilir. Bunlar daha ilk zamanlarda sahabenin ve tabiînin hafızlığa verdiği önemi göstermektedir.

Hafızlık çalışmaları daha sonraki yıllarda cami ve evlerin yanı sıra medreseler, dâru’l huffaz, dâru’l hadis, ribat ve türbelerde de sürdürülmüştür. Dımaşk’taki el- Eşrâfiyyetü’l Cevvaniyye vakfiyesinde sayıları onla sınırlandırılmış kıraat-i seba öğrencilerine aylık on dirhem bursla ders verilirdi. Bu doğrultuda çeşitli türbeler ders görülmeye uygun yapırdı. Yine Endülüs’te kurrâlara kıraat dersleri ve hafızlık eğitimi için mescidler tahsis edilirdi. Bu yerlerde talebelere önce Kuran eğitimi verilerek bir bölümü ezberletilir, daha sonra isteğe bağlı hadis ve fıkıh tedrisatına geçilirdi.

İslam dünyasında kıraat hocalarına ‘şeyhü’l kıraa’, görev makamlarına ‘meşîhatü‘l kıraa’ denilirdi. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde anlattığına göre, o dönemlerde Amasya’da dokuz tane dâru’l kurrâ bulunuyordu. Bunlardan sadece Sultan Bayezid darü’l kurrâsında 300 hafız eğitim görüyordu.

Cumhuriyet Dönemi Türkiye’sinde Hafızlık

Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasından sonra zamanın Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi’nin gayretleriyle Kuran kursları Tevhid-i Tedrisat Kanununun dışında bırakılmış olsa da, ilk dönemlerde bu kurslara ilgi pek olmamış, 1950’lere kadar az sayıda hafız yetiştirilmiştir. Birçok din adamı bu dönemde hafızlık müessesesinin diriltilmesi için uğraş vermiştir. 1923-1933 arası sadece dokuz olan resmi Kuran kursu sayısı, 1991’den sonra 5000’ni aşmıştır. Bu yıllarda gelenek olarak Kuran kurslarında hafız olan talebelere yıl sonunda imtihan yapılır, bir hafta süren merasimler düzenlenirdi

Balkanlarda Hafızlık

Birinci Dünya Savaşından sonra o zamana kadar büyük hafızların çıktığı Balkan ülkelerinde büyük duraksama olmuştu. Buna karşılık Üsküp ve çevresi Osmanlı geleneğini sürdürmüş ve Balkanların hafız ihtiyacını büyük ölçüde karşılamıştır. Makedonya’da Üsküp, Kalkandelen ve Gostivar, Bosna Hersek’te Saraybosna, Mostar o zamanların hafızlık konusunda verimli bölgeleridir.

Mısır

Mısır`da 1983 yılında tanınan hafız Abdulbasıt Abdussamed başkanlığındaki Nikabetul muhafiziadında hafızlara yönelik bir dernek kurulmuş ve binlerce üyeye ulaşmıştır. Dernek hafızlığın yanında radyo, televizyon ve çeşitli yerlerde programlar yapmaktadır.

Hindistan, Pakistan Alt-kıtası

Özellikle Çiştiyye Tarikatının faaliyetleriyle 13. Yüzyılda başlayan hareketlenme sonucunda yakın dönemde Hindistan’daki hafızların sayısı diğer İslam ülkelerine kıyas edilemeyecek kadar artmıştır. Aynı şekilde 1947’de bağımsızlığını kazanan Pakistan`da sayısı binleri bulan medreselerde usül olarak önce hafızlık tamamlanır, sonra diğer ilimlere geçilirdi.

Sonuç

Sonuç olarak anlıyoruz ki, İslam âlemi günümüze kadar -dönem dönem düşüş yaşansa da- hafızlığa büyük önem vermiştir. Ancak hafızlığın araç olduğu, esas amacın ahkâmı anlamak, Kuran ayetlerini tefekkür etmek ve hayata aktarmak olduğu unutulmamalıdır. İlgili adâbü’l Kurân ve hameletü’l Kurân eserlerinde geçtiği üzere, Kuran okuyan, okutan ve ezberleyenlerin uyması gereken kurallar vardır. Edep ve huşu ile okumak, ayetleri tefekkür etmek, ezberlediğini unutmamak, Kuran’ın buyruklarına uymak, riyâdan uzak durmak, Kuran’ı ve hafızlığı hiçbir dünya mevkii için istismar etmemek bunların en önemlilerindendir. Hadislerde övülen gerçek Kuran hâmilleri sadece lafızları ezberleyenler değil, hem lafzı hem manayı özümleyenlerdir. Rabbimiz Teâlâ cümle hafızımıza bu şerefe erişmeyi nasip buyursun! Amin.

İSMAİL SİPAHİ

Bu makaleyi okuyanlar için tavsiye yazı: “Günümüz Müslüman Gençliği

Latest posts by emedrese (see all)

ETİKETLER: ,
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

eMedrese bir İlmiye Vakfı projesidir.